SEVMEK NEYMİS BİR GÜN ANLARSIN


26/10/2008 · Kategori: Ask

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ANLARSIN

SINAV


13/6/2008 · Kategori: Ask

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'ı da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:
"Büyük kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum.
Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum...
Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı.
Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı:
"Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen" diye ekledi.
Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi:
"Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım." dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiçbir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve:
"Merhaba denizci, benimle gelmek istermisin?" diye sordu.
Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardesüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu.
Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı,
"Merhaba Holly" dedi gözlerinin içi gülerek.
"Pardon" dedi kadın.
"Ben Holly değilim."
"Az önce burdan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafede bekliyormuş..."

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : hayatının sınavı

LUTFEN GEC KALMAYIN


12/12/2007 · Kategori: Ask

10. Sınıf

    İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için enim en iyi arkadaşım diyordum... ama ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için o günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    
11. Sınıf

    Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi, bende tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymoreun bir filmi başladı ve onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana her şey için teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    
Son Sınıf

    Mezuniyet balosundan bir gün önce yanıma geldi ve "çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemeyecek" dedi, benimde çıktığım biri yoktu ve 7. sınıfta birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidecektik, "en iyi arkadaş" olarak. Ve partiye birlikte gittik, o akşam çok güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana "hayatımın en güzel zamanını geçirdiğini" söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    
Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı...

    Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim. Diplomasini almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı sonra başını omzuma koydu ve "sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    
Aradan yıllar geçti...

    Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum... evet artık evleniyordu, onun "evet, kabul ediyorum" demesini, yeni hayatına girmesini izledim, başka bir adamla evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım . gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve "nikahıma geldin teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    
Yıllar çok çabuk geçti...

    Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum, eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı... Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi...

    "Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum... Keşke bana beni bir kez sevdiğini söyleseydi..."

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler :

Seni Yazacagım.


12/8/2007 · Kategori: Ask

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler : ask seni yazmak

Bu Kadar Sevebilirmisiniz?


12/8/2007 · Kategori: Ask

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu,         öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere,bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte,
aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
        

  Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.
       Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek
itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler.
        Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar
ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...

Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine
rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim
olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. 
Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın,     sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin için ölürüm" diye
yanıt verirdi hep... Bazen  eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." 
Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya  koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı.

Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

        Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.
         Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde
"satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama.
"Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye
yanıt verdi  adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez
ararım emlakçiyi... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...." Sadece bir
hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.

        Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi


verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev
bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk, mutluluğun
tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.  Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere...       

      Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun,
gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,
"Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti
arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya." "Sus,

sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede
çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam
kocası
eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte
Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu
hala
sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın
yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması
için

dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu
söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir
sabah,
ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında,
karşısında
o
kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak
istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver,
mutlaka
konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor
duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü
gibi

değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen
yıl
 
Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık
bir
senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin
gibi
onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden
uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı
istedi.
Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz
yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına
inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı,
son
anda  yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi
istedi..." Gözlerinden
akan
yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta
ölmek
istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl
edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.
İlk
kâğıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
diyordu...
Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç
vazgeçmedim",
Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim."
Fakat
benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni 

istiyorum."
Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kâğıdı eline
alırken,
kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta
şunlar
yazılıydı: "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye
göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken,
ben
hep seni izliyor olacağım...

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : sevgi ask beklenti

Her Zaman Oldugun YER


12/8/2007 · Kategori: Ask

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler :

Ask Insana Neler Yaptırır?


4/7/2007 · Kategori: Ask

   AŞK NELER YAPTIRIR ?

  Güne her zamankinden daha erken başlarsınız. Sanki kendinizi günler boyu uyumuş gibi hisseder ve gayet formda olursunuz.

  Gözlerinizin içi gülmeye başlar, yanaklarınız pembeleşir, acayip güzelleşirsiniz. Sizi gören aşık olduğunuzu anlar. Müzik kadar aşk da ruhun gıdasıdır.

  Bir anda alış-veriş delisi olursunuz. Ama bu tam bir çılgınlık aşamasıdır. Yepyeni giysiler, kokular ve makyaj malzemeleri alırsınız. Dolaptakilerin ise pabuçu çoktan dama atılır.

  Aldırış etmediğiniz kilolarınız can düşmanınız selülitler baş düşmanınız olur çıkar. Her daim ayna karşısında onlardan nasıl kurtulacağınızı düşünürsünüz.

  İş güç kendini arka planda bulur. Ne varsa ne yoksa hep o dur.

  Sizi görenler nedensiz sırıtmalarınızı ve ağzınızın kulaklarınıza yapışmasına, herkese hatta hoşlandığınız kişilere dahi sevgi dolu davranmanıza bir mana veremezler. Halbu ki siz yeni aşkınız sayesinde dünyanın en mutlu insanısınızdır. Varsın sizi anlamasınlar.

  Paronayak olup çıkarsınız, yemeden içmeden kesilirsiniz. Sürekli onu düşünürsünüz. Ya beni aldatıyorsa, bugün hiç aramadı ya başına bir şey geldiyse gibi paranoyalar üretir. Onun sizin yanınızda olmadığı zamanları işkence saatleri haline getirirsiniz.

  Onunla geçen süre nedense su gibi akıp geçer. Onu her gün görmek için sürekli yalanlara başvurup, en yakın arkadaşınızı bile satarsınız.

  Kalp atışlarınız bir türlü normale dönmez. Hele onu görünce adrenalin miktarınız maksimum noktalara sıçrar. Elleriniz titrer, midenize kıramplar girer.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ask

Bir Ask Nasıl Yurur?


4/7/2007 · Kategori: Ask

İlişkiye başlamak ne kadar zorsa yürütmek de o kadar zordur. Oysa yapacağınız küçük şeyler aşkınızın çok uzun süreler devam etmesini sağlayacaktır.

       İşte bunlar;

  Her güne bir öpücük ve gülümsemeyle başlayın.

  Dürüst olun ne olursa olsun doğruyu söyleyin.

  Hafta da en az bir kere buluşun ve o gün diğer bütün işlerinizi erteleyin.

  Birbirinizden farklı yanlarınızı kabul edin. Yani birbirinizi olduğunuz gibi kabul edin değiştirmeye çalışmayın.

  Kibar olun özellikle de sevgilinize karşı.Kibarlığınız ona özel olduğunu hissettirecektir.

  Şefkatli olun. Gerektiğinde bir baba ya da anne olabileceğinizi gösterin. Böylece aranızdaki güven duygusu da daha da güçlenecektir.

  Birbirinize hediye verin. Hediye vermek için doğum günü, sevgililer günü, yıldönümü gibi özel günler beklemeyin.

  Birlikte gülün. Birbirinizi güldürün.

  Birlikte hayal kurun. Hayalin ne olduğu hiç önemli değil. İster kendi geleceğinizle, ister dünyanın geleceğiyle ilgili olsun.

  Birbirinize dokunun. Dokunmak aşkın en iyi ifade şeklidir.

  Yalnız ikinize ait bir şarkı bulun. Şarkı çalarken birlikte söyleyin. Şarkınız sözlerini birbirinizin gözlerine bakarak fısıldayın.

  Birbirinize masaj yapın. Hem günün stersini üzerinden atacak, hem de aşkın erotizmini yaşayacaksınız.

  Birlikte yemek yapın. Sonra o yemeği yiyin ve birbirinizi tebrik edin.

  Hiç neden yokken birbirinize kartlar,mesajlar gönderin. Üstelik bunu yapmak artık çok kolay. İnternet ve cep telefonlarını unutmamak gerek.

  Bir şeyi sizden istemeden yerine getirin.

  Sevgiliniz dinleyin. Anlattığı her şeye ilgi gösterin. Birlikte çözümler üretin.

  Birbirinize cesaret verin. Zor bir sınav öncesi, bir iş görüşmesi öncesi yada bir spor karşılaşması öncesi söyleyeceğiniz ‘’Başaracağına inanıyorum’’ sözü sihirli bir etki yapacaktır.

  Size aykırı gelse de bir şeyi onun istediği gibi yapın.

  Kahvaltı hazırlayın. Şair Cemal Süreyya’nın dediği gibi ‘’ kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı...’’

  Gün içinde mutlaka telefon edin. Telefonda ona özlediğinizi söyleyin.

  İlişkinizi fast food gibi çabucak tüketmeyin. Bazen dinlendirinağırdan alın, birbirinizin yorulmasına izin vermeyin.

  El ele tutuşun. Sevginizin ifadesidir bu.

  Birbirinize sarılın. Sarılarak uyuyun.

  Aşk için saygı şart. Sevgilinize saygı duyduğunuzu belli edin.

  Eve sizden sonra gelmişse mutlaka kapıda bir öpücükle karşılayın.

  Sevgilinize hayranlıkla bakın. Unutmayın ki o hayatınızın en beğendiğiniz, birlikte olmayı en çok istediğiniz kişi.

  Birbirine göz kırpın. Bu çocuksu davranış sevgilinize çok sevimli gelecektir.

  Özel günleri unutulmaz kılın. Klasik kutlamalardan kaçının.

  Hatalıysanız mutlaka özür dileyin. Özür dilemek bir erdemdir. O erdeme sahip olmayan insanların da bir aşkı yürütmesi çok zordur.

  Affedici olun. Her insan hata yapabilir. Ama pire için yorgan yakmayın.

  Hafta sonunda yada tatillerde küçük kaçamaklar yapın. Sürekli bulunduğunuz ortamlardan uzaklaşın.

      Onu mutlu etmek için bir şeyler yapın. Üstelik bunu ‘’Seni mutlu etmek için ne yapabilirim?’’ diye açıkça sormaktan çekinmeyin.

      Olumlu ve yapıcı olmaya çalışın.

      Duyarlı olun.Her konuda duyarlılığınızı gösterin.

      Birlikte vakit geçirmek için istekli olun.

      Sizden istediği şeyi ciddiye alın. Yerine getirmek için uğraşın.

      Aşkınızı sözlerle ifade edin. İster kendi sözlerinizle ister başkasınınkilerle...

      Birlikte güzel anılarınızdan söz edin. Böylece bir geçmişiniz olduğu ortaya çıkacaktır.

      Birbirinizin arkadaşlarını tanıyın ve onlara sıcak yaklaşın.

      Yıldönümlerini hiç unutmayın. Mümkünse bunları not edin.

      Hatalıysanız kabul edin. Asla gurur yapmayın.

      Cinsel yaşamınızda anlayışlı olun. Birbirinizin isteklerini dinleyin ve birbirinizi mutlu etmek için uğraşın.

      Birbiriniz için iyi şeyler dileyin.

      Birlikte güneşin batışını izleyin.

      ‘’Seni seviyorum’’ demek için fırsatlar yaratın.

      Sizi tanıyanlara birbirinizden hayranlıkla bahsedin.

      Her günü bir kucaklaşmayla bitirin.

    Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ask yurumek

    Haykırıslar


    4/7/2007 · Kategori: Ask

    İşte şu gördüğün deniz başka topraklarında denizi bu gördüğün sevda yalnız benim işte bu yüzden şahlanıyor artık yüreğim bundan sonra korku yok bundan sonra öfke yok bir sen varsın birde ben işte bütün dağlar erir gözümüzün önünde işte sevda gök kubbeye doğru yükselir bütün acılar bitecek sevdiğim biraz senden biraz benden sabret sevdiğim sabret !..  


    Karlar yağdı soğuk aralık akşamlarında; derken yine bir gün kalbimi acıttın her zaman ki gibi; değiştin sanıyordum ve sen yine bilmiyordun. Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boş ver bilme en iyisi…  


    Sana uzak kentlerin birinde, zamanın bir yerinde; seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi; onca zamanın üstüne eskimeyen bir düşüncesin şimdi. İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri… 


    Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : haykırısılar

    Telofondaki Ses


    31/1/2007 · Kategori: Ask

    David o gün çok yoğundu, seçim kampanyaları devam ediyordu. Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarky gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı. Özür dileyip kapattı. Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.
    Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı. Telefon çalarken kalbi çok hızlı çarpıyordu. Evet karşısında yine o tatlı ses vardı. Kendisini tanıttı. Konuşmaya başladılar. Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu.
    Günler geçti. Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini duymadan güne başlayamıyordu. Kızgın olduğunda sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor, monoton günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu. O soğuk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve bahar gelmişti.
    Bu arada seçim kampanyalarıda çetin bir şekilde devam ediyordu. Aklından ve kalbinden çıkaramadığı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı. Bu kampanyası içinde olumlu olurdu. Danışmanı başının etini yiyordu.
    "Evlenirsen, ratingin 10 puan artar" diye...
    Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemeşti. Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi. Hiç nefes almadan evlenmek istediğini söyledi, kampanyasını anlattı, hayallerinden bahsetti, seçimden sonra karayiplerde bir balayından bile bahsetti. Onun çoşkusu genç kızada geçmişti. Ama bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle
    "Henüz beni görmediniz, ya beğenmezseniz." dedi.
    David "Bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde" dedi.
    Bu arada eski neşesini ve çoşkusunu kaybetmişti. O zaman yarın buluşalım dedi. Buluşacakları yeri konuştular.
    Ertesi gün David heyecanla buluşacakları yere geldi. Biraz sonra uzaktan yanında köpeği ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu diye düşündü. Ama parkın o kısmındaki tek kişi olmasına rağmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok uzaklara bakıyordu. Sanırım o değil dedi. Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı. Kızın gözlerinin ne renk olduğunu düşünmeden edemedi.
    Kız David ile telefondaki meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi. Oda ne elinde bir beyaz baston vardı. David şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o telefonlarda konuştuğu meleğiydi. Ama o kördü. Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi? Herşeye rağmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi? David yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktığında son birkez dönüp kıza baktı. Kız hala uzaklara doğru bakıyor, köpeğiyle konuşuyor ve David bekliyordu.
    David günlerce, onu bekleyen kızın hayalini unutamadı. Sürekli doğruyu yaptığına kendini inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor, o gün işim çıktı gelemedim deyip, yine herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu.
    Günler geçti ve seçimler sonuçlandı. David seçimleri kaybetti. New Jersey valisi olamamıştı. Yine avukatlığa devam etmeye başladı. Noel hazırlılarının devam ettiği o öğlen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacağını hatırlattı. Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti. Yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi zordu. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı. David ilk tanığa sorusunu sordu. Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına dönüp bakmamıştı bile. 2.tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu bir ayakkabı sesi duydu. Karşı tarafın avukatı tanığın yanına gidiyordu. Avukat konuşmaya başladı. Bu ses çok sert, acımasız ama bir o kadarda tanıdık geldi.
    Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını sımsıkı topuz yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi. İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı. Çağlayan gibi omuzlarından aşağı sarkan sarı saçlar, heran gülmeye hazır yürek şeklinde dudaklar, melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu o parktaki kız olabilir miydi..?
    Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç bir şey hatırlamıyordu.
    Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki. O menekşe göze ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir şekilde baktı; o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir ses duyuldu.
    "Merhaba o gün parkta sana şaka yapmak istemiştim.. Herşeye rağmen beni isteseydin, cesurca yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş olsaydın. Ya da 1-2 saniye daha bekleyebilseydin. Sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen kendi kalbini sınavdan geçirdin ve başarısız oldun. Bu arada, sürekli aradığın... ya da parktaki günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt telefondu."
    Ve telefondaki melek yürüyüp gitti...

    Yorum (0) Yorum yaz! Etiketler : aşk

    « Önceki ::